COVİD-19 Pandemisinden Ruhsal Salgına: Etkileri ve Korunma

Psikiyatri & Psikoloji · 10 Mayıs 2020 Pazar



COVID-19 pandemisine kadar bir pandeminin insan ruh sağlığına yönelik oluşturabileceği etkilere dair elimizde yeterli veri yoktu.

Eldeki kısıtlı veriler de daha çok önceki salgınlarla ilişkiliydi ama hiçbir salgın bu derece hayatımızı etkilememişti.

İnsan ruh sağlığına etkileri konusunda tahminlerimiz travmati kolaylara insanların verebileceği tepkiler ile ilişkiliydi.

İlk vakadan bugüne hem bilgimiz hem de tecrübelerimiz arttı. Mart ayında ülkemizde ilk vakanın görüldüğü zamanı hatırlayacak olursak çok şey değişti.

Mart ayında evlerimize ameliyathaneye girercesine steril bir biçimde girdiğimiz günler dün gibi. Hala önlemler alsak da daha alıştık ve aldığımız önlemler hayatımızın bir parçası oldu.

Birkaç ölüm bizi dehşete düşürürken şimdi yüzlerce insanın vefatını her gün haberlerde dinliyoruz.

Maskesiz sokakta birini görmek tuhaf karşıladığımız bir durum.

Eskiden lokantalarda hesap öderken sunulan kolonyaları reddedenler bile çantasında kolonya taşıyor belki.

Yaşamlarımız yeni haliyle devam ederken yaz aylarında sonlanacak hayal kırıklığı ve aşı bulununca salgın bitecek yönünde beklentiler devam ederken yeni gelişmeler salgının gidişatı açısından belirsizliğin devam ettiğini göstermekte.

Maskesiz sokaklarda gezdiğimiz günler, toplu etkinliklere katıldığımız zamanlar sanki hiç yaşanmamış gibi.

Filmlerde, eski dizilerde ve görüntülerdeki sahneler bizde şaşkınlık bile uyandırıyor.

Pandemi ile yaşamak hayatlarımızın bir parçası olmuş durumda.

Bir yanıyla bu kadar uyum sağlamışken bir yanıyla bu süreğenlik ve belirsizlik ruhsal tepkilerimize farklı bir boyut kazandırmakta.

Başlarda olan yoğun kaygı yerini depresif ve umutsuz bir ruh haline bırakmakta.

Pandemi hala devam ederken uzaktan ve dışarıdan bakmak tam anlamıyla mümkün olmasa da yapılan çalışmalar ve gözlemler pandeminin ruh sağlığı üzerine bilgiler sunmakta.

Belki de sürecin sonunda yepyeni psikiyatrik durumlar tanımlanacak, bilmiyoruz.

Pandeminin kitlesel travmatik olaylara benzemekle beraber kendine has özellikleri mevcuttur. Öncelikle yerel bir bölgeyi etkileyen bir olay değil, tüm dünyayı aynı anda etkiliyor.

Mesela bir bölgede deprem olduğunda tüm dünya oranın yardımına koşabilir, fakat pandemide her bölge kendi derdiyle uğraşmakta .

Hatta bazen aynı ülke içinde kentlerde, köylerde bile farklılıklar yaşanmakta.

Pandemi başladığında yaza bitecek diyorduk şimdi ise belirsizlik devam ediyor, her yerde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemleri hakim.

Hastalık semptomları, seyri bulaştırıcılığı, aşı, aşının etkililiği gibi konularda bilgilerimiz her geçen gün artmakla beraber hala bazı şeyler kesinleşmiş değil.

Hastalığın kendisi ve bulaşıcılığının yanında, bulaşıcılığı engellemeye yönelik alınan ve alınamayan önlemlerin de etkisi yaşam tarzlarımızı derinden etkilemeye devam ediyor.

Eğitim sürecinin online platformlara taşınması, evden çalışma imkanları hem yeni olanaklar yaratırken hem de kendine has kısıtlılıklar gösteriyor.

Sosyal kısıtlamalar yaşam tarzlarında ciddi değişikliklere neden oluyor. İnsanlar yakınlarıyla ve sevdikleriyle bir araya gelmekte çekinceler yaşıyor.

Özellikle cenaze, düğün, doğum, mezuniyet törenleri gibi toplumsal dayanışmanın iyileştirici, onarıcı ve güç verici olduğu zamanlarda insanlar bir araya gelememeye başladı.

Artık vedalaşma, kutlama, sevinç ve keder gibi duygular izole şekilde yaşanıyor.

Bir neslin andaçlarında mezuniyet fotoğrafları yerine zoom toplantılarından elde edilmiş bilgisayar ekranı görüntüleri olacak gibi duruyor.

Paylaşılmamış anlar zihinlerde boşluklar oluşturacak.

Bu boşlukların yaratacağı etkiyi hep beraber deneyimleyeceğiz.

Belki kendisini kişilerin anlam dünyasında kırılmalar, eksiklik, kayıp ya da komplike olmuş bir yas olarak; belki de yeni nesillere anlatılacak dayanıklılığın bir hikayesi olarak gösterecek.

Elbette her birimizin kişisel öykülerinde bu süreç bir şekilde yer alacak ama hastalığa yakalanan, karantinada kalan, yakınlarının hastalıklarına ve ölümlerine tanık olan insanların öykülerindeki yeri bambaşka olacaktır.

Pandemide evde kalındı, hayat durdu dense de yaşam tüm gerçekliğiyle devam etmekte.Yalnızca tüm gerçekliğiyle değil de sanallığıyla da devam ediyor.

Yaşam whatsapp grupları, sosyal medya platformlarını içeren sanal bir gerçeklik ve sosyallik içinde de kendisini sürdürmekte. Yaşam akarken her yerden bilgi bombardımanı gerçekleşmekte.

Sadece internet üzerinden değil televizyonlardan, radyolardan hava durumu gibi güncel salgın hakkında bilgilere ve yorumlara maruz kalmaktayız.

Konunun uzamanı olan ya da olmayan kişiler salgın hakkında konuşmakta öngörülerde bulunmaktadır.

Böyle bir ortamda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak zorlaşmaktadır.

Yanlış bilginin yayılması, yanlış yorumlama, damgalama paniğin artmasına neden olmaktadır.

Bu haliyle virüs salgını ruhsal bir salgına dönüşmektedir. COVID-19 virüsü herkese bulaşmasa da ruhsal etkilerini herkes hissetmektedir.

Ülkemizde veriler kısıtlı olduğundan, diğer ülkelerden gelen veriler üzerine konuşacak olursak Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Kurumunun verilerine göre toplumun %72'si kaygı duymakta, %32'si yüksek düzeyde kaygı hissetmekte, %23'ü kendisini yalnız hissetmekte,%43' ü salgınla beraber refah seviyesinin düştüğünü belirtmektedir.

Tabi bu veriler sadece bize sayılardan oranlardan bahsetmekte. Bildiğimiz şu ki, stresli durumlara herkesin gösterdiği tepki birbirinden farklıdır.

Bu tepkilerin çoğu olağan dışı durumlara karşı yaşamda kalmaya ilişkin zihin ve bedenin gösterdiği olağan ruhsal tepkilerdir. Kişiler arasında farklılık gösteren bu tepkilerin önemli bir kısmı patolojik değildir.

Hastalanma ve ölme korkusu, sevdiklerini kaybetme ve tekrar bir araya gelememe korkusu, sevdiklerini koruma konusunda güçsüz hissetme, hastalık kapma ya da bulaştırma korkusu, bu korkulardan dolayı kaçınma davranışları, geçim kaynaklarını kaybetme, çalışamama ve işten atılma korkusu, hastalandığından dolayı sosyal olarak dışlanma, karantinaya alınma, damgalanma korkusu, çaresizlik, ümitsizlik can sıkıntısı halinde yalnız ve depresif hissetme, uyku ve yeme düzeninde değişiklikler, konsantre olmakta zorluk gibi ruhsal belirtiler birçok insanda ortaya çıkabilmektedir.

Aşırı uyarılmışlık, çarpıntı, terleme, daralma, ağrı gibi bedensel belirtiler görülebilmektedir. Bu süreç aynı zamanda kişilerin anlam dünyasında değişikliklere de neden olabilmektedir.

Hayatın anlamının kaybedilmesi, yalnızlık hissi, kişinin ruh sağlığı ve hayat görüşüyle bağlarının kopması, ümit etme, güvenme ve sevme yeteneğinin kesintiye uğraması gibi durumlar bazen ölçülemeyebilir ve kategorize edilemeyebilir.

Bu belirtilerin bir kısmı olağanüstü bir duruma verilen işlevsel ve uyuma yönelik stres yanıtı olarak değerlendirilebilir.

Devam eden travmaya stres yanıtı olarak tanımlanan bu tepkiler belirsizliğin giderilmesi ve güvenlik algısının oluşması ile hızla kaybolmaya başlar.

Olağan tepkilerin yanında pandemide normal şartlara göre psikolojik eş hastalanım artmış durumdadır. Süreğen psikolojik stres, depresyon, tahammülsüzlük ve travma sonrası stres semptomları artmış bulunmaktadır.

İspanyada yapılan bir çalışmada toplumda %36'ı orta ya da şiddetli psikolojik etki, %25 orta ya da şiddetli anksiyete, %41 depresif semptomlar, %41 stresli hissetme saptanmıştır(Rodriguez-Rey, 2020).

Aynı çalışmanın verilerine göre kadınlar, gençler, işlerini kaybedenler, düşük eğitim seviyesi ve düşük sosyoekonomik durumlarda negatif etkilenme daha fazladır. Bir başka çalışmada genel toplumda psikolojik eş hastalanım yaygınlığı %44 bulunmuştur.

Uyku kalitesinde bozulma, stres, psikolojik sıkıntı, uykuya dalmakta güçlük, travma sonrası stres belirtileri, kaygı ve depresyon gözlenmiştir.

Bu tepkiler COVID-19 hastalarında, sonrasında sağlık çalışanlarında toplumun diğer üyelerine göre daha yüksektir.

COVID-19'a bağlı sosyal izolasyon, ruhsal tepkiler dışında artmış hareketsizlik, sigara, alkol kullanımı, sağlıksız beslenme özellikle yaşlı insanlarda kardiyovasküler hastalığın ve demansın alevlenmesine neden olmaktadır (Douglas,2020).

Diğer biryandan evlere kapanmayla beraber aile içi şiddet ve yakın partner şiddetinde artış gözlenmektedir (IASC, 2020).

Pandemi herkesi etkilese de bazı gruplar daha fazla etkilenmiştir.

Özellikle pandemi nedeniyle yakınlarını kaybedenler, karantinada kalanlar, hastalığı atlatanlar, hastalığı bulaştıranlar, pozitif vakalarla karşı karşıya kalan sağlık çalışanları başta olmak üzere ön cephede savaşanlar ve onların yakınları, pandemi dolayısıyla işini kaybedenler, ailesinden sevdiklerinden ayrı kalanlar, ayrımcılığa maruz kalanlar daha hassas gruplar olarak değerlendirilebilir (IASC,2020).

Pandemi süresince ortaya çıkan tepkilerin çoğu olağan tepkiler olduğundan stres yönetiminde amaç ruhsal tedavi değil ruhsal sağlık ve psiko-sosyal destek sistemlerinin devreye sokulmasıdır.

Toplumsal korunmanın ilk basamağı, pandemiden doğrudan etkilenen kişilerin özellikle ekonomik açıdan zor durumda olanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır (Tükel, 2020, TTB altıncı ay değerlendirme raporu).

Doğru bilgilendirme korunmanın en önemli basamağıdır. Sosyal ekonomik programlar pandeminin ek yük oluşturmasını azaltacaktır.

Ayrıca bu süreçte insanların en çok ihtiyacı olan şey güven duygusudur.

Salgın hakkında paylaşılan verilerin güvenilirliği insanların güven duygusunu desteklemektedir.

Bilgi kişileri travmatik olaylara karşı korur. Pandemide oluşabilecek ruhsal tepkileri bilmek ve gerektiğinde nerelere başvurulacağı konusunda fikir sahibi olmak çaresizlik duygusunu azaltacaktır.

Sağlık çalışanları gibi yoğun etkilenen gruplar için kendini güvende hissetme ruhsal korunma açısından çok önemlidir.

İstenilen kişisel koruyucu ekipmana sorunsuz ulaşma, gerektiğinde çalışma ortamından uzaklaşabilme imkanı, vardiyaların düzenlenmesi, verilerde şeffaflık, ekonomik olarak emeklerinin karşılığının verilmesi sağlık çalışanlarının ruhsal olarak korunması açısından önemli noktalardır.

Salgın ve hastalık tehdidinin sürdüğü ve arttığı durumda bu riski doğrudan yaşayan sağlık çalışanına gerçekçi olmayan, tehdidi değersizleştiren, yok sayan, ayakları yere basmayan psikolojik mesajlar vermek faydalı olmayacağı gibi öfke doğurabilir kişileri ruhsal destek almaktan uzaklaştırabilir.

Toplumsal korunmanın yanında bireysel olarak da yapabileceğimiz şeyler bulunmaktadır. Çevremizdeki insanlarla fiziki mesafeyi arttırıyor olmak iletişim kurmaya engel değildir.

Güvenilen insanlar, arkadaşlar, aile üyeleriyle teknolojinin yarattığı olanaklarla iletişimi sürdürmek önemlidir .

Sorunlarınızı, deneyimlerine ve fikirlerine güveneceğiniz insanlarla konuşabilirsiniz. Bütün bunlara rağmen gerekirse yüzyüze ya da uzaktan profesyonel destek alabilirsiniz.

Fiziksel, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlar belirdiğinde nereye gidip yardım isteneceğine dair önceden planlar yapabilirsiniz.

Bu süreçte sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek ve korumak için uygun bir diyet, uyku, egzersiz ruhsal sağlık açısında da önemlidir.

Özellikle uzun vakit evde zaman geçiren kişiler açısından günün planlanması zaman algısını yitirmemek için önerilir.

Tütün, alkol ve uyuşturucu tarzı maddeleri rahatlamak ve duygularla başa çıkmak amacıyla kullanmak kısa vadede çözüm gibi görünse de aslında değildir, aynı zamanda uzun vadede ek problemlere neden olacaktır.

Bütün gün uyuma, dinlenmeden ve rahatlamadan bütün gün çalışma, arkadaşlardan ve sevdiklerinden kendini soyutlama, temel kişisel temizliği ve bakımı ihmal etme olumsuz başa çıkma mekanizmalarından diğerleridir.

Bu süreçte geçmişte uyguladığınız zorluklarla baş etme mekanizmalarını devreye sokmak uygun olacaktır.

Doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarından bilgi edinmek bizi koruyabilecek en önemli güçtür. Diğer bir yandan aşırı bilgi ve yorum maruziyeti kaygıları arttırabilir.

Yanlış bilgi, söylentiler doğru bilgilere göre daha hızlı yayılabilir. Bu nedenle isimsiz ve teyit edilmemiş bilgi kaynaklarından net bir şekilde uzak durulmalıdır.

Olumsuz bilgilere dikkatimizin kolayca yönelebileceği unutulmamalıdır. Sürekli salgınla ilgili okumak, bir şeyler izlemek, konuşmak bir süre sonra olumsuz düşüncelerin ve beklentilerin gerçek olduğu algısına sebep olabilir.

Bu nedenle salgınla ilgili ulaşabileceğimiz bilgilere belirli bir vakit ayırmak (örneğin sadece kahvaltıdan sonra 10dk) bizi bilgi bombardımanından koruyacaktır.

Olumsuz duyguları fark etmek ve altında yatan düşünceleri gözden geçirmek, gerektiğinde daha gerçekçi ve doğru düşünceleri yerine koymak bu duygularla baş etmemize yardımcı olacaktır.

Bize iyi gelmeyen şey, tehlikenin kendisinden ziyade tehlikenin düşüncesi ile uğraşma biçimimizdir.

Stres yönetiminde bunların yanında nefes egzersizleri, dengeleme, aşamalı kas gevşetme gibi çeşitli gevşeme teknikleri de stresle başa çıkmada kullanılması önerilen kanıta dayalı yöntemlerdir.

COVID-19salgını daha çok evde zaman geçirilen bir dönem olmakla beraber teknolojinin yarattığı olanaklarla edilgin bir halden etkin bir hale geçilebilecek, kendinizi geliştirebileceğiniz, yaratıcı ve sosyal etkinliklerde bulunabileceğiniz, sevdiklerinize vakit ayırabileceğiniz, ertelediğiniz kitapları okuyabileceğiniz, unuttuğunuz hobilerinize yeniden zaman ayırabileceğiniz bir dönem olabilir.



Uzm.Dr. Ersin Baltacı - Psikiyatrist & Psikoterapist / Kadıköy Moda Psikoterapi& Psikiyatri Merkezi

Uzm.Dr. Önder Küçük - Çocuk ve Ergen Psikiyatristi & Psikoterapist / İzmirEkonomi Üniversitesi Medical Park Hastanesi


Bu Kategorideki Diğer Blog Yazıları


Son Blog Yazıları