Psikoterapi Nedir?

En genel anlamıyla, zihinsel ve duygusal iç çatışmaları analiz eden, bu çatışmalardan dolayı ortaya çıkan kaygı, korku, çökkünlük başta olmak üzere olumsuz duygulanışları azaltıp, kişinin zihinsel ve bedensel uyumunu ve uyuma yönelik baş etme yollarını geliştiren, kişinin içsel bütünlüğünü hedefleyen ve ötekileriyle kurduğu ilişkileri olgunlaştırmayı amaçlayan tedavi yöntemlerinin ve yollarının bütününe psikoterapi denir.



Etimolojik olarak psike (ruh=) sözcüğüyle terapi (=tedavi) sözcüğünün birleşmesinden oluşmuş bir kelimedir. 



Her türlü tedavi işi gibi psikoterapi de hekim tarafından ya da hekimin önerisiyle  ve onayıyla ve  bu alanda eğitim görmüş tecrübe kazanmış, tıbbi ilkeleri ve etik kuralları benimsemiş psikoterapistlerce yapılır.



Psikoterapi, bireylerin ruhsal sorunlarının ele alındığı ve psikolojik sağlamlıklarının geliştirilmesini amaçlayan tedavi yöntemlerinin genel adıdır.



Psikoterapi, hastanın ya da danışanın güncel problemlerinin konuşulduğu, bu problemlerin geçmiş yaşantılara dair bellekte  ve geleceğe dair düşüncelerin ve duyguların ele alındığı terapist ve danışan arasında karşılıklı konuşmaya ve ilişkiye dayalı bir tedavi şeklidir. 



Psikoterapide amaç bireyin hem psikolojik iyi oluşunu artırmak hem de kendi yaşamına farklı bir pencereden bakabilmesini sağlamaktır. 



Psikoterapinin bir diğer amacı ise bireyde bulunan ve işlevsel olmayan başa çıkma yolları yerine işlevsel başa çıkma yollarını geliştirmektir.



Psikoterapi seanslarında bireyin geçmiş ve güncel yaşantıları arasındaki ilişkiler araştırılır, tekrarlayan davranışsal, düşünsel ve duygulanımsal desenler incelenir.


 

Bu tedavi yöntemi çeşitli psikoterapi kuramları, klinik deneyim ve belirli etik ve tıbbi kurallar ışığında gerçekleştirilir. 



Bu kuramlar ve terapi ekolleri birbirinden farklılıklar gösterse de belli kurallar ve tıbbi etik ilkeler ortaktır.



Bazı ekoller geçmiş yaşantıları inceleyen ‘şimdi’ ile bağlantısını anlamaya odaklanmışken,  bazıları davranışsal değişimleri amaçlayan, problem ve çözüm odaklı daha kısa süreli modelleri içerebilir.



Her tedavi gibi psikoterapilerde bireysel bir özelliğe sahipken, belli psikopatolojilerde ve ruhsal sorunlarda bazı terapi yöntemlerinin daha etkin olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır.



Psikoterapi Ne Değildir?
  1. Psikoterapi sihirli bir tılsım değildir. 

Psikoterapi bir kere gelinen ve kişide hemen iyileşme yaratan bir süreç değildir. 


Psikoterapi bir süreçtir ve iyileşme bu süreç içerisinde meydana gelir. Diğer yandan bu süreç sınırlıdır. 


Günümüzde pek çok psikoterapi yaklaşımı kısa sürelidir ve çoğunlukla bir yıldan az zamanda sonlanır. 


Ancak her kişinin ruhsal yapılanması tıpkı parmak izimiz gibi kendine özgü olduğu için bu süre farklılaşabilir.



  1. Psikoterapiye gitmek güçsüzlük değildir.

Psikoterapiye giden kişiler halk arasında  maalesef iradesini kullanamayan, ağır sorunları olan kişiler olarak etiketlenebilir.


Ancak psikoterapiye gitmek, psikolojik yardım almak tıpkı uzağı göremeyen birinin göz doktoruna gitmesi kadar normaldir. 


Psikolojik yardım almanın akıllı, iradeli olmakla ilgisi yoktur. 


Zor durumlarla karşılaşıldığında destek ve yardım talep etmek oldun bir davranış modelidir.


Bireyler yaşadıkları mutsuzluk, kaygı, öfke, depresif duygular için ya da ilişkilerindeki sıkıntılar için işin uzmanı olan kişiden yardım alabilmek amacıyla psikoterapiye giderler.



  1. Psikoterapi sadece konuşma değildir.

Psikoterapi, şu an dünyada geçerliliği ve yarar sağlama oranı %90’larda kanıtlanmış bilimsel yöntemler çerçevesinde ilerleyen bir konuşma terapisidir.


Kişinin düşünceleri, olaylara bakışı, duyguları, tepkileri, alışkanlıkları ve davranışlarının arasındaki ilişkiler üzerinde ve bu alanlarda yapılması gerekenler hakkında sistemli bir şekilde konuşulur.



  1. Psikoterapide kişisel bilgilerinizin tehlikede değildir.<br>

Psikoterapi gizlilik ve etik ilkeler çerçevesinde yapılır. Psikoterapiye gittiğiniz terapistiniz tüm bilgilerinizi güvenli bir yerde saklar ve gizli tutar. 


Seanslarda paylaşılanlar sizin izniniz olmadan yasal bir süreç söz konusu değil ise hiç kimseyle paylaşılmaz. 


Örneğin terapistiniz ile sokakta karşılaşmanız halinde, terapistiniz yanınızdaki kişilerin psikiyatriste gittiğinizi bilmemesini istediğiniz ihtimalini düşünerek sizi görmemiş gibi davranabilir.



  1. Psikoterapi arkadaş sohbeti değildir.<br>

Psikoterapi arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetlere ya da dertleşmelere benzemez. 


Sistemli, problem çözme üzerine odaklanan ve hedef yönelimli bir süreçtir. 


Psikoterapide arkadaş sohbeti gibi bir akıl verme, yönlendirme, öğüt verme, yargılama ya da suçlama yoktur.  


Psikoterapi sizi yönlendirmez, sizi destekler. 


Terapistiniz sizi koşulsuz olumlu kabul eder ve hayat tercihlerinizi, davranışlarınızı, düşüncelerinizi hiçbir koşulda yargılamaz. 



  1. Psikoterapide ne yapılacağına karar veren terapist değildir. <br>

Psikoterapi yalnızca sizin bildiğiniz bir şehrin sokaklarında dolaşmak gibidir. 


Zihninizin sokaklarında dolaşırken isterseniz terapistiniz size ışık tutar; yok istemezseniz durur öylece.

 

Psikoterapi sürecinde kendinize bir yolculuk yaparsınız ve ötekinin-terapistin aynasında kendinizi görürsünüz. 


Terapist aynayı nasıl tutacağını bilendir ne şişman, ne çirkin, ne de dev gibi gösterir onun tutuşu; siz gibi tutar sizi size gösterir. 


Terapide siz neyi getirirseniz onun üzerinden çalışılır. Yani terapistiniz sorduğunuz adresi gösterir, tüm haritayı sana açıklamaz.



  1. Psikoterapi oturduğu yerden pasif bir dinleyiş değildir. <br>

Psikoterapi sürekli danışanın konuştuğu terapistin dinleyip yalnızca not aldığı sonra da “olur öyle” dediği bir süreç değildir. 


Psikoterapist aktif dinler, yani gerektiğinde soru sorar, yorumlamadan analiz eder ve danışana böylece rehberlik eder. 


Ayrıca psikoterapinin terapistin oturmadığı oldukça aktif olduğu teknikleri de vardır; örneğin psikodrama.

Psikoterapist kimdir?

Psikoterapi bir tedavi yöntemi olarak tıbbi sürecin bir parçasıdır.

O nedenle her tıbbi süreç gibi öncelikle tıbbi bir değerlendirme ile tanı ve tedavi planı çıkartılmalı, psikoterapi ihtiyacının olup olmadığı değerlendirilmelidir.

Bu değerlendirme yapıldıktan ve psikoterapi ihtiyacı belirlendikten sonra bu tedavi hekim tarafından uygulanabilir ve ya hekimin önerisiyle  bu alanda eğitim görmüş klinik psikolog tarafından uygulanabilir.

Psikoterapistlerin aşağıdaki özellikleri karşılaması beklenir.

>psikoloji, psikopatoloji ve psikoterapi alanında yeterli eğitim almış olmak

>deneyimi ve belgelenmiş yetkisi olmak

>patolojik durumlar ve olağan psikolojik durumlara ilişkin kuramsal bilgisi ve klinik tecrübesi olmak

>uyguladığı yol ve yöntemlerin öğrenilebilir ve öğretilebilir olması

>tıbbi ilkelere ve etik kurallara sahip olmak

>öngörülmüş, bilinçli ve planlı tedavi sürecine katılımı olmak

>psikolojik bir zihinselliğe sahip olmak

Özetle bir yöntemin psikoterapi sayılabilmesi için bir kurama dayanması, tedavinin bir amaca ve hedefe yönelik olması bu sürecinde hasta ile beraber belirleniyor olması, eğitimli, deneyimli ve yetkili bir klinisyen tarafından uygulanması, psikolojik bir iletişimle sürdürülüyor olması gerekir.



Psikoterapinin Tarihini Kısaca Özetlemek Gerekirse

İnsanlık tarihinin en eski belge ve kayıtlarına baktığımızda insanların sağlığıyla alakalı bazı problemlerin ruhsal nedenlerden ortaya çıktığının fark edildiğini görürüz.

Fark etmenin yanında bu problemleri çözmek için tedavi yöntemleri de geliştirmişlerdir.

Bu işler o zamanlar da bile bir tedavi şekli olarak algılanmış ve tedavi eden kişilere bırakılmıştır, hekimler bu sorunların çözümünde sorumlu tutulmuştur.

Modern dünyanın gelişmeleriyle tıbbın anatomi ,fizyoloji ve cerrahinin hızla gelişmesine rağmen ruhsal olan sorunlar maneviyat ile ilgili sayılıp dışarda tutulmuştur.

Zamanla insanın ruhsallığı ile bedeni ve sinir sistemi arasındaki bağlantılar tespit edilerek ruhsal bozukluklar hekimlerin ilgi alanlarına tekrar girmeye başlamıştır.

Eski çağlara bakıldığında birçok uygulamanın psikoteröpatik içeriği olmasına rağmen sistemik bir özelliğe sahip değildir.

Hipokarates'ın birçok psikoteröpatik uygulamaları olduğu bilinir.

Tıpta kullanılan sistemik psikoterapi yöntemlerine baktığımızda ilk başta Franz Anton Mesmer'i ( 1734-1815) i görürürüz. Uygulamasının kanıta dayalı bir özelliği olmasa da dönemin odak noktalarından biri olan mıknatıslarla kronik ağrı ve felç gibi hastalıkları olan hastalarını tedavi etmeye çalışmıştır.

Bu uygulamaların organik bir iyileştirici yanı olmasa da hastaların fayda gördüğünü gözlemlemiş, iyi olma halinin mıknatıssız sözlerle de sağlanabildiğini gözlemlemiştir.

İçinde bulunduğu dönemde ciddi tartışmalara neden olan hatta bilimsellikle ilişkisi olmadığı için Mesmerizm olarak alaya da alınan bu durum, hipnoz gibi telkine dayalı bir yöntemin gelişmesine olanak tanımıştır.

İnsanın zihninde tıkanıklar olduğu bunun rahatsızlıklara neden olduğu düşünülerek hipnozla bu tıkanıklıklar açılmaya çalışılmıştır.

Bütün denemeler devam ederken Fransa'da gerçekleşen Fransız Devrimi ve sonrasında ortaya çıkan Aydınlanma ruh sağlığı ve zihine bakışı da değiştirmiştir.

O dönem depo hastanelerde tutulan zincirlenmiş akıl hastalarını zincirlerinden kurtaran ve tedavi etmeye çalışan Phillippe Pinel (1745-1826) olmuştur.

1793 yılı martında 12 hastanın Bicetre Hastanesinde zincirlerini söken Pinel, psikiyatri sanatının doğduğu günü de adeta ilan etmiştir.

Pinel uyguladığı tedavi yöntemlerine 'moral terapi' adını vermiştir.

Bu dönemde ruh sağlığı alanı diğer tıp branşlarına göre geri planda kalsa da diğer organların incelenmesi gibi insan beyni de incelenmeye başlanmış ve beyin ile ruhsal hastalıklar arasında bağlantılar kurulmaya çalışılmıştır.

Bu gelişmeler ışığında nasıl diğer organlara dokunularak tedavi sağlanıyorsa beyine de cerrahi ya da başka tekniklerle müdahale edilebileceği düşüncesi de gelişmeye başladı.

Çağdaş psikiyatrinin bu anlamda en önemli ismi Şizofreni'i bir hastalık olarak tanımlayan Eugen Bleuler'dir. Yine Bleuler'in öğrencilerinden Carl Gustav Jung'un psikiyatriye ve psikoterapilere büyük katkıları olmuştur.

Beyine ve sinir sistemine  fiziksel olarak müdahale etmenin yanında,  insan zihninin dış uyaranlara uyum sağlama gibi bir kabiliyetinin olduğu, değişimin öğrenme ve dış etkilerin değiştirilmesi ile oluşturulacak etkilerle değiştirilebileceği de düşünülmeye başlandı.

Dışsal olan değiştiğinde içsel olan da değişiyordu. Bunun keşfi psikoterapi adında toplanan uygulamların gelişmesinin de önünü açtı.

Bu temelde birçok perspektiften insan zihnine, kavrayışına, çalışmasına yönelik çeşitli kuramlar geliştirilmeye başlandı.

Bu kuramların en ünlüsü ve psikiyatri ve psikoterapi alanında çığır açan kişi hepimizin ismini bildiği ve duyduğu Sigmund Freud'dur. Freud terapileri özellikle psikanalizi çeşitli ruhsal durumları inceleyen ve tedavi eden bir yöntem olarak geliştirdi.

Psikanalizin etkisi, psikanalize karşı olan ya da psikanalizi geliştiren çeşitli kuramların ortaya çıkmasına neden oldu. Bir yandan da gelişen teknoloji, ilaç sanayi, anatomi ve fizyoloji bilgisi ile merkezi sinir sisteminin incelenmesi ve tedavilerin etkileri incelenmeye başlandı.

Şu anda yapılan psikoterapi uygulamalarının merkezi sinir sisteminde yaptığı olumlu değişiklikler kanıta dayalı bir şekilde ispatlanmaya çalışılsa da psikoterapiler her zaman öznel bir özellik göstermektedir.

Bunun yanında insanlığın elde ettiği bilgi ve deneyimler ışığında bir kurama  ve ilkeye dayanmak zorundadır



Psikoterapilerin Dayandığı Ana Kuramsal Yönelişler Nelerdir?

Psikiyatride, insan davranışlarının doğasını ve özellikleri, bu davranışlardaki bozulmaları ve rahatsızları anlamak için onlarca kuram geliştirilmiştir.



Her kuram kendi perspektifinden insanı anlamaya çalışır.



Sürekli oluş halindeki doğada sürekli oluş, karşılaşma ve etkilenme halinde olan insan kuramlara sığmayacak öznel bir tabiata sahip olsa da bazı kuramlar anlamaya yönelik bir kavrayışa sahiptir.



Bu kavrayış terapi yöntemlerinin de tarzını belirler.



Psikiyatride terapi yaklaşımları 4 ana başlıkta toplanabilir.



1.Organik- Biyofizik Yaklaşım



2.Davranışsal- Bilişsel Yaklaşım



3.Fenomenolojik- Varoluşsal Yaklaşım



4.İntrapsişik- Dinamik Yaklaşım